terminator the sarah connor chronicles etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terminator the sarah connor chronicles etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.06.2009

Terminator: Salavat Getir Pezemenk

Öncelikle bana bu kalbi kadar temiz filmi özel gösterimde -üstelik ücretsiz- izleme şansını sunan Ekşi Sözlük (İlk defa bi işe yaradı demek istiyorum delicesine.) ve MARS Entertainment Group'a teşekkür ediyorum. Şarap içmek ve antraktsız izlemek ayrı güzeldi.


Aşağıdaki yazı spoiler içeriyor haliyle. O yüzden okumayacaksan, filme git. Paranın boşa gittiğini hissetmeyeceksin. Hissedersen de senin "sinema" algına sokayım ben sdlfkjsdlk.


Filme gelirsek, yönetmenlik açısından çok hasta sahneleri vardı. O giriş sahnesi, özellikle John Connor'ın helikopter düşüş sahnesi, sinema tarihinde denenmemiş bir boktu sanırsam. Bunun gibi çok sağlam başka sahneler de var ama hepsini anlatıp piç etmeyeyim. McG gibi buna en yakın yönetmenlik denemesi "Charlie's Angels: Full Throttle" olan bi mal için genel olarak iyi bir film çıkmış. Tartışmasız derecede vasat üstü. Yönetmenliğini sevdim, çıkar onu bebeğim, hadi gel bize gidelim sdlfjsdflk. Vermiş coşkuyu vermiş coşkuyu. Hollywood klişelerini elinden geldiğince törpülemiş. Patlattıkça patlatmış. Gerçi bakış açısına göre ciddi bir sorun da söz konusu olabilir. Zira bir John Connor filminden çok Marcus Wright filmi olmuş gibi. Önüne geçmiş. Yani filmi iyi ama böyle de bir durum var.


Christian Bale yine şahaneydi. Bana benziyor tam bi badass! Tek kusuru burnunun sağ gözüne yakın olan kısmındaki et beni bence. Onu aldırsa kral adam. Hayvan gibi perdede büyüyünce Christian Bale oluyor sana İzzet Altınmeşe. Döktürmüş diyebilirim ama, kolpa sahnesi yok. Kaç para aldıysa hakkını vermiş. Bu filmde John Connor'ın nasıl bir karakteri olduğunu, bulunduğu yere nasıl geldiğini anlatmışlar. Sıradaki filmlerde, tanıdığımız ve artık merkezdeki John Connor'ın faaliyetlerini izleyebiliriz bence. Diğer oyuncular da iyi gayet. Sıçan yok. Hıncal gibi tek tek övmeyeyim. Yalnız Bryce Dallas Howard her geçen gün daha da taşlaşıyor galiba.


Tabii filmin goygoy kısmı da çok. Gönülden bağlıyız diye seviyoruz, yoksa çok batar. Senaryonun zeka seviyesini düşük tutmuşlar epey. O yüzden biraz moron gibi ilerliyor ama göz dolduran sahneleri ile bunu örtüyor. Misal sinyal geyiğini yemeleri çok saçmaydı. Ben duyunca "Hadi len ordan..." dedim ama onlar yedi. Mıknatıslı mayınlar müthiş fikir fakat. Sırf onlarla aslında bütün şehirleri kurtarabilirler. Bence yanlarında taşımalılar 20 kiloluk silahlar yerine. Mıknatıs olayı üzerinde dursunlar yani. T3'te görmüştük ama aktif olarak kullanmak gelmemişti aklıma. Yalnız Marcus Wright'ın Skynet kontrol çipini çıkarma olayı, Kyle Reese'in yerini bulurken ağ bağlantısının kesilmemesi falan çok tıraştı. Olmayacak işler bunlar. Yüzdü lan adam sdlkfjsdlkfjs batmadı o metal yığını. Ne diyeyim daha. Bu arada "Terminator: The Sarah Connor Chronicles"tan hatırlayacağınız şu özel mermilerden de kullanmıyorlardı nedense. Skynet'in tank üretmeme sebebini anlamak da güç. Ya da düzenli orduya geçmeme sebebini. Ki savunma amaçlı tasarlanmış bir yapay zekadan bahsediyoruz. John Connor'ı kıstırmış içeri, hala 1 tane T-800 gönderiyor yok etsin diye. "Bak bakim beğencen mi. Yeni bu ben yaptım hehehe..." der gibi. Hani bırak birkaç terminator göndermeyi, John Connor orada, o bloğu olduğu gibi havaya uçurması gerekirdi. Kaybedeceği birkaç tenekenin hesabını yapacak değil ya? Yapıyor demek ki. Havaya uçurmayı geçtim, alıyor o duvara fırlatıyor tutuyor buraya atıyor. Yahu kırsana kafatasını beynini çıkarsana? Yok. Oynıcak illa. Direnişçilerin o helikopterleri uçakları mühimmatı nerede ürettiğini de ben ayrıca merak ediyorum. Yani böyle devam etsek sabaha kadar abuk sabuk bin tane şey buluruz. Her şeyi bi kenara bıraksan, en değerli adam John Connor, bok yedi başı gibi her bokta en önde gidiyor. Moto-Terminator'lar çok güzeldi.


"Metal"e doyduğumuz bi film bu lafın özeti. Terminator sevmeyenler/bilmeyenler zaten ilgilenmeyecektir. Fanatiklerse "T3'e bile gitmiş adamım lan ben..." deyip gideceklerdir. Hem T seven hem de sinemada izleyip izlememe konusunda kararsız olan varsa, "Git izle mutlaka olm." diyorum sadece. Metal evladı olan gider izler.

Üçlemelerin hep ikinci filminin müthiş olduğuna inanan bi kişiyim, onu bekliyorum artık.

25.01.2009

Amerikan Dizileri ve Sonu Gelmeyen Tatilleri


Terminator: The Sarah Connor Chronicles yokluğunu hissedince isyan ettim ben buna arkadaş. 2 ay ara verildi diziye. 8 bölüm ara verildi bir başka birimle. Daha 3 hafta var. Herhalde diziler maliyetli diye para biriktiriyorlar bir süre. Lost'u 9 ay bekledik yahu.

40 dakikalık dizi zaten. Yarısı duraklamalarla, yarısı ciuv viuv jenerikle geçiyor. Kayda değer anların toplamı en kral dizide 10 dakikayı geçmez. Biz n'apıyoruz? Aylarca bunları bekliyoruz. Tanrım, ne saçma bir iş yapıyoruz yahu.

Avatar The Last Airbender da geç başladığım bir diziydi. Kışın bitirdiğim bölümlerin devamı için yazı bekledik. 23 dakikalık şeyler üstelik. Şaka gibi. İzlerken keyif alıyorum ama, değer mi emin değilim açıkçası. Yani Lost'a dönersek, 9 ay sonra tekrar izlemek saçma sapan bir şey değil mi? Yapıyoruz niyeyse. İzlemesek ne kaybederiz bilmiyorum. Zira hiçbiri, izleyince insana bir şey katan, izlemeyince insanın bir şeyleri eksik kalan diziler değiller.

Bir de İngiliz dizileri var ki, ona hiç bulaşmayacağım. Bir sezon 6 bölüm. 1.5 ayda bir dizinin sezonu bitmiş oluyor. Şaka gibi bir şey. The IT Crowd'u bayılarak izliyorduk; göz açıp kapayıncaya kadar bitti gitti. Extras desen hakeza. Nasıl işler bunlar?

Dexter, Nip Tuck, How I Met Your Mother gibi izlemediğim dizilere de uzaktan bakınca; durumun onlarda da farklı olmadığını görebiliyorum. Hepimiz öyle kapılmış gidiyoruz. Zaten bize n'oluyorsa... Sanırım Amerika'nın dış dünyaya dayadığı yeni trend bu diziler. Sinemayı filan solladı. Resmen esiriyiz onların. İstedikleri yola da geliyoruz. İzlemeyi bırakmak ihtimal dahilinde bile değil kimse için. Hepimiz biliyoruz ki, 9 ay değil, 1 sene de olsa beklenirdi Lost.


Düşününce "Nihayetinde önemsiz birer dizi oldukları için beklemek bir şey kaybettirmiyor. O kadar aradan sonra izlemek de öyle." gerekçesi oluşuyor. Hemen hemen herkes böyle düşünüyordur muhtemelen. Mantıklı eet. Mantıklı olduğu kadar da acıklı bence. Yapacak hiçbir şeyimiz yok çünkü. O yüzden bunlara tahammül ediyoruz. Sevgilimizle buluşuyoruz, ne var ne yok muhabbetinden sonra biraz sarılıp oturuyoruz. O noktadan sonra mantara bağlamamak mümkün değil. Oturuyoruz dizi izliyoruz. Başka ne yapabilirsin ki? Diziler hakkında konuşuyoruz. Başka ne hakkında konuşabilirsin ki? Berbat bir durum.

Şu sıralar insanların hakkında konuştukları üç şey var: Futbol, Amerikan dizileri ve Yemekteyiz. Bazen bir kitaptan iki tane alıp, en azından kız arkadaşımla eş zamanlı okumalar yapıp üstüne tartışmayı falan düşünüyorum. O kadar çaresiz hissediyorum yani kendimi hahah. Gerçekten değişik bir şeyler yapmak istiyorum bu bunaltıcı döngülerden kurtulmak için fakat Amerikan dizileri, o kadar kolay ulaşılabilir ve zahmetsiz ki, karşı konulmaz bir cazibe yaratıyor. Bir "Hiç yoktan iyidir." düsturuna 9 ay bekleyebiliyoruz. Çok değişik canlılarız çok.