17.01.2009

Vicky Cristina Barcelona...


Filmi beğendim mi beğenmedim mi tam bi duygum yok. Anlamadım. Filmi izlerken keyif aldım ama film bitince keyif almadığımı hissettim, çok basit bi film bu dedim. Ne bileyim. Bugüne kadar Woody Allen’dan izlediğim en popcorn hikayeydi. Ama yine de iyiydi. Belki de kullanılan mekanların güzelliği, meydanlar, parklar, kiliseler, yemekler, şaraplar, kadınlar ve tabi ki İspanyolca. Bunlar bir arada olup, tepesindeki çatı da Woody Allen sarkazmı olunca işler değişiyor belki de.

Penelope ve Javier müthişti ona bişey diyemem. Vicky de iyiydi ama Sıkarlıtı nedense beğenmedim. Ya Woody abi bilerek ona çiğ oyna iğrenç bi karakter çiz demiş ya da Sıkarlıt hiç oynayamamış. Açıkçası çoğu sahnelerde dile gelmiş bir şişme kadın gibi göründü gözüme ki sonuçta filmde görünen tek karakteri de seks işçiliği idi geçelim o özgür ruh ya da aradığını bulma martavallarını. Aslında film o açıdan güzel bi nokta yakalamış. Javier abim alenen güzel yemek yemek, şarap içmek ve sevişmek istediğini söylüyor. Ama dangalak Amerikalı kızımız yok ne aradığın bilmiyormuş da ne aramadığını biliyormuş. Resmen yalan işte bu riya. Alenen geldin seviştin adamla. Sonra mükemmele çok yakın ex karısı da geldi durmadın onla da seviştin. Sonra da artık içinde sevişmeye dair istek kalmayınca, tutku bitince, heyecan bitince bastın gittin işte. Resmen casual sex bu. Hayret bişey. Öbür karıya baksan onun da ne bok yediği belli değil. Doug bilmemne aslen kısacası tabi ki her filminde olduğu gibi Woody abim Amerikalıların ağzına sıçıp bırakmış işte. Yahudiler olsa filmde onların da ağzına sıçardı eminim. Amerikalıların ezbere ve kopya yaşamlarının iğrençliklerini, bu ezbere yaşamdan sıkılan ya da kıllanan bireylerin dahi o kalıplara nasıl da dipten dibe istemeden de olsa bağlı kaldığı filmin güzel yaklaşımları. Sonuçta onca tantanaya rağmen yine hep beraber Amerikaya döndüler. En cilalı taşlar ülkesine.



Yalnız bu noktada sanki Amerikan hayatının tam tersi gibi sunulan bağımsız, özgür Akdeniz insanı hayatında da gariplikler var onu söylemeden geçmeyeyim. Nedir abi bu şimdi? Güya ressam adam var, deli ressam karısı felan. Ulan iyi de oturdukları eve bak? Adamın kafası esiyor iki hatunu Barcelonadan alıp Oviedoya götürüyo hem de arkadaşının özel uçağıyla??? Sonra 3 kişinin otel parasını ödüyor yediriyo içiriyo? Babası desen anarşist şair ama adamın evine bak. 568 yıl mortgagea girsem alamam o evi. Nerden geliyo olm bu değirmenin suyu? Sonra altında leş bi spor araba, iki kişilik aslen o araba bile adamın niyetini gösteriyo. Sonuç olarak Woody abim de farkında ki asıl sıcak Akdeniz hayatını Amerikan hayatının karşısına koyunca yemez kimse, etkilenmez aptal romantikler dışında tabi. O yüzden Akdeniz hayatı da hafif Amerikan hayatı sosuyla sunulmuş önümüze. Yapacak bir şey yok. İnsan ilk taşı cilaladığından beri garip bi şekilde daha iyi cilalanmış taş arıyor ve taşlar her seferinde daha iyi cilalanıyor. Ve garip bi şekilde insan her seferinde elindeki cilalı taştan daha iyi cilalanmışı gördüğünde ona meylediyor. Biz de buna kapitalizm diyoruz. Hepimiz hala mağara adamıyız kanımca.

Sonuç olarak Bartelona güzel şehir, Gaudi iyi mimar, Miro iyi sanatçı, Messi leş topçu, Amerikalılar gerzek, Akdenizliler sevişgen ve özgür ruhlu, Woody Allen ağabeycim de piçin teki. Ve aslında İspanyolcanın o uhrevi müziğini Javier Bardem ve Penelope Cruz un ağızlarından bize dinletmesi de çok güzel bi icattı. Filmin genel İngilizce atmosferindeki çiğlik onlar İspanyolca konuşmaya başlar başlamaz üzerimize ılgıt ılgıt esen tatlı sıcacık bir Akdeniz meltemine evriliyordu. Fakat yine de yazıyı filmin o müthiş sahnesi ile bitirmek isterim. İlk kez bir kadının iki kişiyi aynı anda terk ettiğine şahit oldum. Müthiş bi sahneydi. Penelope olağanüstü bir performans sergilemiş konu sahnede. “Bizi kullanıp attı işte. Demiştim ben sana” diyor aynı anda terk edilen Javier de onu teskin etmeye çalışıyordu. Aşklarının matematiğinde eksik olduğunu düşündükleri şişme kadın da uzaktan bunları izliyordu. Oysa ki eksik olan hiç bir şey yoktu bence aşklarında. Çünkü aşkların güzelliği her zaman bir yerinin eksik olmasıdır, mükemmelliğini eksikliğinden alır.



Ve son olarak meraklısına Woody Allen’ın Guardian da çıkan filmle ilgili günlüğünü yayınlıyorum. İnanılmaz komik İyi günler efenim :




5 March
Met with Javier Bardem and Penélope Cruz. She's ravishing and more sexual than I had imagined. During interview my pants caught fire. Bardem is one of those brooding geniuses who clearly will need a firm hand from me.
2 April
Offered role to Scarlett Johansson. Said before she could accept, script must be approved by her agent, then by her mother, with whom she's close. Following that, it must be approved by her agent's mother. In middle of negotiation she changed agents - then changed mothers. She's gifted but can be a handful.

1 June
Arrived Barcelona. Accommodation's first class. Hotel has been promised half star next year, provided they install running water.

5 June
Shooting got off to a shaky start. Rebecca Hall, though young and in her first major role, is a bit more temperamental than I thought and had me barred from the set. I explained the director must be present to direct the film. Try as I may, I could not convince her and had to disguise as man delivering lunch to sneak back on the set.

15 June
Work finally under way. Shot a torrid love scene today between Scarlett and Javier. If this were a scant few years ago, I would have played Javier's part. When I mentioned that to Scarlett, she said, "Uh-huh," with an enigmatic intonation. Scarlett came late to the set. I lectured her rather sternly, explaining I do not tolerate tardiness from my cast. She listened respectfully, although as I spoke I thought I noticed her turning up her iPod.

20 June
Barcelona is a marvellous city. Crowds turn out in the streets to watch us work. Mercifully they realise I've no time to give autographs, and so they ask only the cast members. Later, I handed out some 8x10 photos of myself shaking hands with Spiro Agnew and offered to sign them, but by then the crowd had dispersed.

26 June
Filmed at La Sagrada Familia, Gaudi's masterpiece. Was thinking I have much in common with the great Spanish architect. We both defy convention, he with his breathtaking designs and me by wearing a lobster bib in the shower.

30 June
Dailies are looking good, and while Javier's idea to add a massive Martian invasion scene complete with 1,000 costumed extras and elaborate flying saucers is not a very good one, I will shoot it to make him happy and cut it in the editing room.

3 July
Scarlett came to me today with one of those questions actors ask: "What's my motivation?" I shot back: "Your salary." She said fine but that she needed a lot more motivation to continue. About triple. Otherwise she threatened to walk. I called her bluff and walked first. Then she walked. Now we were rather far apart and had to yell to be heard. Then she threatened to hop. I hopped, too, and soon we were at an impasse. At the impasse I ran into friends, and we all drank, and of course I got stuck with the check.

15 July
Once again I had to help Javier with the love-making scenes. The sequence requires him to grab Penélope Cruz, tear off her clothes and ravish her in the bedroom. Oscar-winner that he is, the man still needs me to show him how to play passion. I grabbed Penélope and with one motion tore her clothes off. As fate would have it, she had not yet changed into costume, so it was her own expensive dress I mutilated. Undaunted, I flung her down before the fireplace and dove on top of her. Minx that she is, she rolled away a split second before I landed, causing me to fracture certain key teeth on the tile floor. Fine day's work, and I should be able to eat solids by August.

30 July
Dailies looking rather brilliant. Probably too early to start planning Academy campaign. Still, a few notes for an acceptance speech might just save me some time later.

3 August
I suppose it comes with the territory. As director, one is part teacher, part shrink, part father figure, part guru. Is it any wonder then that, as the weeks have passed, Scarlett and Penélope have both developed crushes on me? The fragile female heart. I notice poor Javier looking on enviously as the actresses bed me with their eyes, but I've explained to the boy that unbridled feminine desire for a cinema icon, particularly one who wears a sneer of cold command, is to be expected.
Meanwhile, when I approach the set, each morning bathed and freshly scented, between Scarlett and Penélope there is a virtual feeding frenzy. I never like mixing business with pleasure, but I may have to slake the lust of each one in turn to get the film completed. Perhaps I can give Penélope Wednesdays and Fridays, satisfying Scarlett Tuesdays and Thursdays. Like alternate-side parking. That would leave Monday free for Rebecca, whom I stopped just in time from tattooing my name on her thigh. I'll have a drink with the ladies in the cast after filming and set some ground rules. Maybe the old system of ration coupons could work.

10 August
Directed Javier in emotional scene today. Had to give him line readings. As long as he imitates me, he's fine. The minute he tries his own acting choices, he's lost. Then he weeps and wonders how he'll survive when I'm no longer his director. I explained politely but firmly that he must do the best he can without me and to try to remember the tips I've given him. I know he was cheered because when I left his trailer, he and his friends were howling with laughter.

20 August
Made love with Scarlett and Penélope simultaneously in an effort to keep them happy. Ménage gave me great idea for the climax of the movie. Rebecca kept pounding on the door, and I finally let her in, but those Spanish beds are too small to handle four, and when she joined, I kept getting bounced to the floor.

25 August
End production today. Wrap party as usual a little sad. Slow-danced with Scarlett. Broke her toe. Not my fault. When she dipped me back, I stepped on it.
Penélope and Javier anxious to work with me again. Said if I ever come up with another screenplay to try and find them. Goodbye drink with Rebecca. Sentimental moment. Everyone in cast and crew chipped in and bought me a ballpoint pen. Have decided to call film Vicky Cristina Barcelona. Studio heads have seen all the dailies. Apparently they love every frame, and there is talk of opening it at a leper colony. It's lonely at the top.

11 yorum:

kaba şimşek dedi ki...

bence ıssız adam bu filmdeki javier bardem'in canlandırdığı karakter gibi olmalıydı. hatta filmin diyalogları da bu filmdeki gibi olmalıydı. büyük aforizmik diyaloglar yazayım derken madara olmaktansa, şatafattan uzak, günlük bir dil kullanmak evladır bence. bu film güzeldi.

ısrarla ıssız adam'la karşılaştırıyorum ama şunu da söylemeden gitmeyeyim. bence dış ses olayını da düşünmeli çağan ırmak. bu filmde var ve işe yarıyor. ıssız adam'da da bir dış ses belki bize karakterlerin hikayesini vermekte yardımcı olabilirdi.

penelope çok güzel ya ayrıca.

not: söz konusu röportajın çevirilerini de yazsak mı bi ara? benim gibi cahil cüheyla pek anlayamıyor bu haliyle.

ilvana dedi ki...

bahsi geçen bir woody allen filmi olunca insanın kullandığı parametreler değişiyor, o yüzden kafalar karıştı bence. adamdan daha farklı bir şeyler bekliyoruz, daha da şaşırtsın bizi istiyoruz ama bana göre sıradan olmakla birlikte güzel bir filmdi.

bir kere penelope muhteşemdi, "ye beni kadın!!!" diye bağırabilirdim bi ara kendimi kontrol etmesem. scarlett johansson'ın ona yukarıdan baktığı, resim yaptığı sahne özellikle nefisti.

ayrıca woody allen'ın günlükleri çok komikmiş cahil kaba. ahahah.

travis and tyler durden dedi ki...

Sevgili kaba şimşek,

Abi hiç uğraşamam valla sen çevir : )))

Saygılar,
t&t

kaba şimşek dedi ki...

blogumuzun geniş halk kitlelerini ulaşmasını engelliyorsunuz bu hareketinizle sayın travis :(

subgenius dedi ki...

çatlak penolope, yine filmin en akılda kalan tarafı o oldu. bi de scarlett'i götürdüğü sahne. helali hoş olsun.

radioheadbanger dedi ki...

Bugün ben de izledim sonunda. Eleştirilerinizi çok acımasız buldum Travis ve Tyler. Artık klişeleşmiş kapitalizm ve yozlaşma eleştirileri dışında; dürüstlüğün ikiyüzlülüğü üzerine çok güzel bi filmdi bence. Artık "Whatever Works"ü bekleme zamanı.

Bi de Rebecca Hall (Vicky) ile Scarlett Johansson, The Prestige'de de birlikte oynamışlardı; acaba kanka oldular da Scarlett mi filme aldırdı merak ettim sdlkfjsdklfj.

Hani bir laf vardır ya, "Bu yaşta bu zeka, ileride geri zeka" diye, 50'lerden beri her sene bir film çeken 75 yaşındaki bu dehayı düşününce insan diyecek bir şey bulamıyor. Bu yaşta bu zeka, buna artık be! Hastasıyız. Osuruğunu çekse izlerim şahsen; ki üstüne gülerim ve kimse de aklım hakkında bir şey diyemez sdlfkjsdflkjk.

Bu arada Oviedo'daki Woody Allen heykeli işe yaramış gibi, Kadıköy'e diksek mi bi tane? Bire bir nasılsa, ufak tefek adam zor olmaz, belki birkaç sene sonra burada da bir film çeker sdlkfjsdlkfjk. Yatırım bunlar hep.

travis and tyler durden dedi ki...

Neresi acımasız abi benim eleştirilerimin? Tatlı tatlı eleştirdim? Övdüm Vudi yi de? : )

radioheadbanger dedi ki...

o ka basit, sırtını barcelona'ya ve vudi ismine dayamış bi film deyil bence diyirem.

fish dedi ki...

karısını boşayıp evlatlığı ile evlenen woody amcanın hayatında daha ilginç ne çıkabilir ki :)

adam kendi yaptı yapacağını zaten..

sübyancı mı deseeeeem aşk adamı mı çözemedim...filmi ise hiç çözemedim..

çaktım kaçtım gibi bişi olmuş ama güzel sayılır..penelope için izlenir :)

ayrıca çeviri de yapmayın orjinal hali daha şık :Pp

kaba şimşek dedi ki...

canımız, kanımız, bi tanemiz penelope'mize, en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü getirdiğini de notlarımız arasına alalım bence.

bu kadın ispanyolca konuştuğu filmlerde bambaşka olmuyor mu sizce de? bence sadece ispanyolca konuştuğu filmlerde oynasa dağıtır ortalığı.

broker dedi ki...

penelope insan misin demek istiorm weri münasebetsizce...aklimda bi o kalmiş ananıninolay!